Yahya Kemal Rindlerin Ölümü Şiir Tahlili

Hafız’ın kabri olan bahçede bir gül varmış.
Yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle,
Gece bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış.
Eski Şiraz’ı hayal ettiren ahengiyle.
Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde.
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter.
Yahya Kemal BEYATLI
Rint, dünya ile çok ilgilenmeyen onun peşinden koşmayan onunla ilgili uzun emeller beslemeyen kimsedir. Dünya kaygısı olmayan rint, dünya ile göbek bağını olabildiğince zayıf tutar; zira onun felsefesine göre dünyaya meyletmek, onu ruha ayak bağı yapmak demektir. Rindin gözünde dünya nizaa değecek bir meta değildir. Böyle olunca da rint, dünyaya karşı olabildiğince alakasız kalmayı yeğler. Dünyayı böyle görmek ve ona böyle yaklaşmak rindânın en bariz özelliklerindendir…

 

“Rint” kelimesi ile ilgili olarak sözlüklerde birbiri ile pek de örtüşmeyen iki farklı, hatta iki zıt anlam vardır. Rint kelimesinin birinci anlamı: Laubali, ayyaş, serseri, dinsiz münkir’dir. Kelimenin ikinci anlamı ki, Yahya Kemal’in şiirde kullandığı ve bizim birinci paragrafta verdiğimiz anlamdır, dış görünüşü kusurlu fakat kalbî ve ruhî bakımdan temiz kimse, ilâhî aşkla mest kişi. Bu açıklamadan yola çıkarak şiire baktığımız zaman, Yahya Kemal’in rint tanımındaki rindin ölüme bakışı ile bizim dünyamızdaki ruh mimarlarının ölüme getirdiği yorumun aynı olduğunu görürüz. Ölümü bahar ülkesine ulaşmak olarak gören rintlerle Mevlana’nın şeb-i arus anlayışını yan yana koyun, ortaya çıkan manzaranın ne kadar tanıdık olduğunu göreceksiniz…
Kaynaklardan bildiğimiz kadarıyla, Yahya Kemal İran’a gitmemiştir ve Hafız’ın kabrini görmemiştir. O zaman Yahya Kemal’in şiire, Hafız’ın ismi ile başlamasının sebebi ne olabilir? Kanaatimizce Yahya Kemal’in böyle bir şey yapmasının sebebi, Hafız’ı, şairler ve rintler içinde müstesna bir yerde görmesindendir. Yahya Kemal bu şiirde Hafız’ın şahsiyetinde genel anlamda rint meşrep kimselerin ölüm, dünya hayatı ve ahiret hayatı hakkındaki düşüncelerine göndermeler yapar.
Şiraz, eski İran’da güzelliği, bağları ve bahçeleri ile dillere destan bir şehirdir. Hafız, İran’ın en kudretli şairlerinden birisidir. Dönemin en kudretli şairi dönemin en güzel şehrinde, Şiraz’da yaşamıştır, Hafız, Şirazlı olduğu için, Hafız-ı Şirazî diye anılır. Bin üç yüzlü yılların ikinci yarısında doğduğu sanılan Hafız’ın, bin dört yüz on ila bin dört yüz on beş yılları arasında vefat ettiği sanılmaktadır. Yahya Kemal’in yaşadığı dönem itibariyle Şiraz eski Şiraz değildir, ancak Hafız eski Hafız’dır; hatta belki de yaşadığı çağdakinden daha büyük bir şairdir şimdi… Aradan altı yüz yıl geçtiği halde hâlâ okunmak dünyada kaç şaire nasip olmuş bir bahtiyarlıktır? Hülasa Şiraz eski ahengini kaybedeli çok olmuştur ama toprağında Hafız’ı barındırmak bahtiyarlığına erişmiştir…
Bülbül, girdiği bütün şiirlerde ağlamanın ve aşkına karşılık göremeyen sevgilinin sembolü iken bu şiirde kendisine yakışacak bir kinaye ile zikredilir. Bülbül yine feryat figandır ama bu kez gül için mi yoksa Hafız için mi ağlamaktadır bu pek belli değildir. Şair bülbülün kim için ağladığını mükemmel bir ustalıkla muğlâk bırakmıştır… Ayrıca bu şiirde gül de o bildik “gül” değildir. Bizim divan şiirimizde anıldığı şekliyle gül, çoğunlukla aşığını baştan çıkaran sonra da ona yüzünü göstermeyen fettan sevgiliye benzemiyor burada. Burada gül, Hafız’ın ölümüne ağlamakta, belki de ondan sonra kendisinin güzelliğini layıkıyla dile getirip anlatacak bir şairin çıkmayacağı endişesi ile her seher yaprağından şebnem yerine kan damlatmaktadır toprağa. Yani gül kanlı gözyaşı dökmektedir ki kanlı gözyaşı dökmek aslında ve hemen her zaman bülbülün işidir. Eski şiirde gül cefa çekmez…
Ölüm, Hafız ve Hafız gibi rint kimseler için korkup kaçılacak, ağlanıp sızlanılacak bir şey değildir. Çünkü rintler inanırlar ki ölüm sevgiliye kavuşmaktır ve gönül bunun için yanıp tutuşmaktadır. Gönül bir buhurdandır ve ateş gönle düştüğü günden beri bu buhurdanlık yanıp tütmektedir… Bu yanık, rint gönüller geçtikleri her yere kimseyi rahatsız etmeyen hoş kokular yayılır.
Ve “serin serviler”… Rivayet olunur ki üstat bu satırdaki “serin” sıfatını buluncaya kadar bu şiiri sekiz yıl tamamlayamamıştır. Hafız’ın kabri -son haliyle- gerçekten de serviler altındadır. Yahya Kemal belki de kendi rint meşrepliği ile bir rindin dünyada kabrinin neresi olması gerektiğini en iyi bilenlerdendir. Zira kendisi de sağlığında ısrarla Rumeli Hisarı’na gömülmeyi vasiyet etmiş, bu ısrarının sebebi sorulunca da rindane bir cevap vermiştir: “Orası, İstanbul kuşatması sırasında şehit düşenlerin, ilk şehitlerin meftun olduğu yerdir. Onların arasında olmak isterim.”
Şairi, kabrinde her seher bir gül açması, her gece bir bülbül ötmesi dileğiyle yâd ediyor ve böyle bir şaire sahip olduğumuz için yüreklerimizde, şairin Ankara’dan İstanbul’a dönerken duyduğu mutluluğa bedel bir mutluluk duyuyoruz… Ruhu şad olsun.
Reklamlar

Mayıs 4, 2012 tarihinde Şiir Tahlilleri içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 1 Yorum.

  1. Bu şiir Halide Edip’e ithaf edilmiştir.Rint Halide Ediptir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: